-
FETHİ ORUÇ
Tarih: 14-07-2026 00:29:00
Güncelleme: 14-07-2026 00:29:00
İş Dünyasında “Tatlı” Bir Eleştiri: Emek Sömürüsüyle Büyüyen Servetler
Son yıllarda ülkemizde girişimcilik ve iş insanlığı öyküleri sıkça konuşuluyor. Sabahlara kadar çalışan, risk alan ve istihdam yaratan iş insanları elbette takdir edilmeyi hak ediyor. Ancak madalyonun diğer yüzü maalesef o kadar parlak değil. Özellikle küçük ve orta ölçekli bazı işletmelerde “ucuz işgücü” arayışı adeta bir alışkanlığa dönüşmüş durumda.
12-15 yaş aralığındaki çocuklar, sabahın erken saatlerinden gece yarısına kadar 14-15 saatlik mesailere maruz kalıyor. Günde 600 TL’den başlayan düşük ücretlerle, sigortasız, sosyal güvencesiz ve yıllık izin hakkı olmadan çalıştırılıyorlar. Bu çocuklar ne eğitim görebiliyor ne de sağlıklı bir çocukluk geçirebiliyor. Gelecekleri, bugünün kısa vadeli kâr hırsına feda ediliyor.
Konuyla ilgili görüşüldüğünde bazı işverenlerden duyulan “Zorla çalıştırıyoruz, çalışmasınlar o zaman” tarzı cevaplar ise gerçekten düşündürücü. Bu yaklaşım, hem hukuki hem de vicdani açıdan kabul edilebilir olmaktan çok uzak. İş Kanunu’muz çocuk işçiliğini net biçimde sınırlıyor ve yasaklıyor. Sigorta, ücret ve çalışma saatleri konusunda da oldukça açık hükümler bulunuyor. Ancak uygulama noktasında ciddi eksiklikler yaşandığı görülüyor.
“Sonradan görme” servetlerin bedeli
Bazı iş insanları, kısa sürede büyük servetlere kavuşurken bunu sağlayan emekçilerin temel haklarını göz ardı edebiliyor. Oysa gerçek iş insanlığı, sadece para kazanmak değil; aynı zamanda insan onuruna yakışır çalışma koşulları sunmak ve topluma karşı sorumluluk taşımaktır. Emek sömürüsüyle büyütülen servetler, uzun vadede ne o işletmeye ne de ülkeye fayda sağlar. Çünkü sağlıklı bir toplum, sömürü üzerine değil, adil paylaşım ve fırsat eşitliği üzerine kurulur.
Yetkili kurumlara da önemli bir çağrı düşüyor: Denetimler artırılmalı, cezalar caydırıcı hale getirilmeli ve özellikle çocuk işçiliği konusunda sıfır tolerans gösterilmelidir. Aynı zamanda sivil toplum kuruluşları, sendikalar ve medya da bu konuyu gündemde tutarak farkındalık yaratmalıdır.
İş dünyasının saygın isimleri, bu “tatlı” eleştiriyi bir hakaret olarak değil, bir çağrı olarak algılamalıdır. Çünkü helal kazanç, sadece alın teriyle değil, aynı zamanda vicdanla da olur. Çocukların ve gençlerin geleceğini çalan ucuz emek anlayışına bir an önce “dur” denmesi, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Ülkemizin daha adil, daha insani ve daha sürdürülebilir bir iş kültürüne kavuşması dileğiyle…